Değişen biz miyiz, dünya mı?

Bir aile fotoğrafı.. Son akşam yemeği gibi bir tablo. Büyükleriyle küçükleriyle herkes orada. Son defa. O günden sonra doğal olarak eksilenler, yerine eklenenler var ama sorun aynı şekilde bir araya gelememekte. Bu belki değişimin habercisi.. Değişen mantığın, yaşam tarzlarının, dünyanın habercisi.. Belki de göremediklerimizin kaybettiklerimizin, hissetmediklerimizin…

—————————————————————————————————————————————–

Ramazan

Ramazan ayı bana sorarsanız sonundaki bayramla da beraber yılın en ilginç dönemi. Oruçlu kafalar, tutanlar-tutmayan, tutamayanlar, saygı gösterenler-göstermeyenler vs.. Gerçekten ilginç bir dönem. Çok duyulan bir ramazan klasiği, ‘Zaten oruçluyum….’ . Burada vurgulanan ‘bak oruç tutuyorum, görevimi yerine getiriyorum mu?’ yoksa ‘oruç tutunca canavara dönüşüyorum mu?’ Her ikisi de birbirinden kötü açıklamalar. Her ikisine de cevap ‘bana/bize ne!

Bunların dışında ‘oruçluyken bir şey yapılmıyor’, ‘bak şu oruç tutmuyor cık cık cık’, ‘heriflere bak ramazanda yemek yiyorlar’ ve benim favorim ‘oruç tutana saygı göstereceksin kardeşim’ ve o kardeşin cevabı ‘sen de tutmayana göstereceksin’ . Al sana müthiş paradoksu, hadi çık içinden çıkabiliyorsan. Bunlara ek olarak yine orucu ‘uykuya tutturma muhabbeti’, ‘seferi miyim değil miyim’ , ‘ezandan hemen sonra yesem ne olur’, ‘ezan erken okundu vay hoca’, ‘şu orucu bozar mı bu orucu bozar mı’ vs. Dışarıdan birisi baksa pek de hevesli değilsiniz oruç tutmaya diyebilir.

Basitçe ibadet, tanrıya bir teşekkür ve minnettarlıktır. Onun adına dayanışma ve yardımlaşmadır. Neden oruç tutuyoruz sorusunun cevabı da budur. Ek olarak, fakirleri, açları da anlıyoruz da denir. En ‘hayırlı’ aydır ve biz Türklere göre ‘on bir ayın sultanı’dır.

Yani yukarıdaki tanıma göre tanrıya minnettar olunur. Nasıl? İbadet ederek. Mesela okuyarak ve anlayarak. Hem de ayetlerin indiğine inanılan zaman diliminde. Yapılıyor mu? Hayır belki çok küçük bir azınlık. Bir de başka küçük bir azınlık var, ‘3-4 kere Arapça okudum, bitirdim’ diyen. İnsanın böylesine inandığı bir kitabı Harry Potter bitirir gibi bitirdim demesi ayrı garip, içeriğini merak etmemesi ve sadece dilin tınısıyla bu esenliğe erişmesi de ayrı. Harry Potter’ı daha fazla bitirmiş ve anlamış bile olabilir. Sorduğunda ise Arapçayı kutsal olarak görür, çeviriye karşıdır. Bu mantıkla ana dili Arapça olan insanlar da kutsanmış diyebilir miyiz? Neyse buna inanın en saf ve temel hali olarak bakılabilir. Ama en hayırlı ayda bile, ilk ayetin oku olduğunu övünerek söyleyenlerin dahi, ibadetten önce yapması gereken temel şey ‘okumak ve anlamayı’ yapmaması oldukça şaşırtıcı. Halbuki üç ramazanda, üç dilde yallanıp yutulur, idrak edilebilirdi. Ama normalde okuma alışkanlığı olmayan bir topluluktan bunu beklemek de pek adil değil. Kabul.

Teşekküre gelince de teşekkürden çok, ‘müslümanım ama’ cıların günah çıkarma ayı gibi ramazan. Diğerleri için de öyle, sıradan günlere eklenen oruç gerginliği dışında. Çünkü en ‘hayırlı’ ay, duaların kabul edileceği, günahların bağışlanacağı. İçinde yine özel bir gün olan Kadir Gecesini barındıran. Tüm bunlara bakınca da yine hav ibadeti gibi kolaya kaçılan bir günah çıkarma ritüeline dönüşmesinden olacak ki, insanların gergin, ‘bak zaten oruçluyum’ dediği orucun başlara vurduğu, yataklara düştüğü, rüyalara girdiği bir ay oluvermiş. Hatta ramazan programlarına da bakarsanız kimse ibadetten, teşekkürden, minnetten, açtan, fakirden bahsetmez. Genelde sorular ‘ben’ üzerine. Oruç nasıl tutulamaz, borçlar nasıl kapanır, ona yan bakarsam, şuna zıt gidersem üzerine.

Gelelim diğer tanıma. Açları, fakirleri anlamak, yardımlaşmak, dayanışmak. Yani gösterişten uzak durmak, yardım etmek, hoşgörülü olmak ve kitabın her zaman vurguladığı israftan kaçınmak. Bunlar sosyalist ya da ‘vay gomunist’ diyeceğiniz söylemler değil, kitapta belirtilenler, hadis olarak inandıklarınız ve kendi söyledikleriniz. Peki bu ayda böyle bir şey söz konusu mu?

Her televizyon kanalında ramazan programları. Çoğu boğazın en güzel yerlerine kurulmuş izleyenlerin hayalini kuramacağı paralar alan amcalar tarafından ve de onların yine etipyoyayı doyuracak giyim kuşamı tarafından sunuluyor, ek olarak ardında görülmeyen pahalı canlı yayın araçları ve sefilce çalıştırılan ekibiyle. Ne düşünmeye teşvik, ne de ibadete okumaya, öğrenmeye bir teşvik söz konusu. Saçma sorular ve mantıklıymış gibi verilen cevaplar, artık rutine bağlamış yayın akışı ve yine açıklanmadan anlamadan okunan kuran. Diğer yanda ünlülerin ‘halkın’ gözüne girmek için yaptığı ibadet şovları(konuşmalar, selfieler, paylaşımlar), neredeyse milyonların harcandığı iftar/sahur masaları, sultanın meşhur sofrası vs..

Toplum bazında da aynı anlayış mevcut, zaten olmasa televizyonlarda onların on mislini görmezdik, görürken şikayet ederdik. Ramazanda insanlar açları anlamıyor, aksine açlaşıyor. Hiç yemedikleri kadar fazla, hiç yemedikleri kadar çeşitli iftar sofraları artık ramazan klasiği. Bu durumda zeytin ekmekle sahur, çorbayla iftar yapan öğrencinin çok daha dinin ve ibadetin ruhuna hitap ettiği ve temiz, saf bir inanışa sahip olduğu söylenebilir.

pideye gelen zam, bir ekmek bulmak için fırının önünden camı izleyen çocuğun tanık olduğu pide sırasına girmeyi beceremeyip kavga edenler ve pideyi kapınca da çocuğu farketmeden geçip gidenler. Aynı şekilde sosyal medyada ramazan, iftar, sahur, cami konulu paylaşımlar. Herkes görsün bilsin nasıl mükemmel bir sofra kurduğunuzu ya da nasıl kıt imkanlara rağmen ibadet ettiğinizi ve de gerçekten ibadet ettiğinizi! Benzer şekilde sokağa atılan artıklar, çürüyenler, unutulanlar .. Sanırım tüm bunlar gerçekten ‘on bir ayın en hayırlısı’dan , ‘on bir ayın Sultanı’na terfi ettirmenin sonuçları. Sultan sarayı ve vatandaşın kendi sultanlığı.

Her gün gelen oruç tutmayana saldırı, pide kuyruğunda kavga, iftar çadırına alınmayan alınmayan sokak çocukları, sokakta kavga, trafikte kavga, yeni moda mülteci dışlama, sokakta sözlü tacize uğrayan çocuklar, kadınlar, giyimi yüzünden saldırıya uğrayanlar ve saldırganların müthiş savunması ‘oruçluydum’, ‘tahrik oldum’ vs. Yine dışarıdan bakarsa birisi inancın hiçbir şekilde benimsenmediğini ve zorlama olduğunu düşünebilir.

—————————————————————————————————————————————-

Bayram

Maneviyatla dolu bir ayı layıkıyla bitirdik ve şimdi bunu taçlandırma yani kutlama vakti. Ramazan bayramı ya da Şeker Bayramı. Sorulduğunda ne derler? Bayram sevgidir, aile bireyleri bir araya gelir, küsler barışır, insanların gönlü alınır, mezarlıklar ziyaret edilir, ölüler hatırlanır, çocuklara harçlık, şeker verilir, yüzleri güldürülür. Bir de kadınların yüzü gülse çok daha şeker bir bayram olurdu.

Şeker kısmı hem ramazan boyunca şekeri düşenleri canlandıracak bir temsil, hem de biyolojik olarak mutluluktur. Sevgiyi fiziksel olarak nasıl dağıtırsın desen, muhtemelen çikolata, şeker falan verirdim.

Ben bugünün bayramlarını interaktif bayram olarak görüyorum. Mesajla kutlanır. Her gün gördüğün, konuştuğun ya da hiç konuşmadığın, ortak muhabbetin olmayan uzaklar aranır ya da mesajla tebrik edilir. Aranmaya zorlanır, yoksa alınılır. Telefonda ise kutlu olsundan sonra derin bir sessizlik, iki tane havadan sudan soru ve tamam. İyi ki small talk olayını beceremeyen kuzey ırkları bu geleneğe sahip değiller.

Bayram’da da ramazanda olduğu gibi yoksullar, açlar unutulur. Ama tek bir farkla bu sefer fikir olarak bile yokturlar. Küsler barışmaz, barış konuşulmaz. Siyasete girilirse nefretler dışa vurulur. Ama ölüler hatırlanır, çünkü dilleri yoktur. Onlar boş muhabbet dinlemeyecek şanslılardır, belki de bayram sadece o an özüne yaklaşır.

Tatil fırsatıdır. Dünyanın mesai saatleri en yüksek olan ülkesinin iş, güç sahibi bireyleri için eşsiz bir tatil fırsatıdır. Bir de haftasonu bağlansa, tadından yenmez. Deniz, kum, güneş, kızlar, kimine göre alkol, hatta kumar. Ya da iş iş iş… Bu bakış açısı haksız ve garip diyemem ama garip olan bundan şikayet edilmemesi ve benimsenmesi. Uzaklar yakın, yakınlar uzak olmuyor, her şey olabildiğince uzaklaşıyor.

Kısaca, o aile fotoğrafı tekrar çekilemez. Eksilenlerle, eklenenlerle belki onlarca fotoğraf çıkar ama hep birlikte bir fotoğraf tekrar çıkamaz. Ortak noktalar bulunamaz, ortak paylaşım yapılamaz.

Aile tekrar bir araya gelmez, gelemez bu bayramlarda .. Uzakta olan da yakında olan da telefonla bağlanır. Herkes son derece meşguldür. Yalnız ve uzaktır aslında, uzaklaşmıştır yılın geri kalan üç yüz gününde en yakınındaki bile uzaklaşmıştır.

heeeeeel-veeeel-poedels-april-2012-38312c10e08c833ad3fdfda91b190f3ead29c915

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s