Sanal Gerçeklik

Türkiye dışarıdan nasıl gözüküyor?

Güzel bir soru. Kaçıklarla dolu dev bir tımarhane gibi değil tabii ki. Daha çok, dev bir simulasyon gibi. Sanal gerçekliğin bu kadar gelişeceğini Wachowski kardeşler bile bu denli tahmin edememiştir.

Gelelim bu simulasyonun içeriğine;

Kimisi ‘dünyanın en güçlüsü benim, sadece benim sözüm geçer, en büyük benim’ şeklinde bir karanlıklar lordunu yaşarken, kimisi de ‘mevki sahibi bir adamım’ diyerek çevresinde olan biteni umursamadan kendine özgü bu gerçekliğinin tadını çıkarıyor. Aynı şekilde kimi kendi cennetinde ‘olunabilecek en güzel, en düzgün yerdeyim’ diye düşünerek mutlu mesut yaşarken, bir kısım insan da  kendi cehenneminde çabalayıp duruyor. Bunların dışında bir de dışarıya kendini tamamen kapatmış, sorgusuz sualsiz takılanlar var. Onlar cennette mi cehennemde mi kestirmek zor. Sadece kendi hallerinde etliye sütlüye karışmadan, düzenini ekstra stresle yoğurmadan yaşıyorlar.

Sistemler arası etkileşim de fena sayılmaz. Herkes kendi gerçekliğinde olmasına rağmen birbirini güçlü şekilde etkileyebiliyor da. Simulasyonun en can alıcı noktası da bu. Sistemler arası geçiş mümkün, bu da insanlara özgürlük hissi veriyor. Ama çok zorlandığında istenmeyen sonuçlar da doğurabiliyor. Sistem açıldığında diğer sistemler tarafından ya da böcekler tarafından saldırıya uğranma ihtimali yüksek, aynı şekilde sistemin hasar görmesi, ya da tamamen kararması da …

Bir de böcekler var. Evet, simulasyon açığı olarak yorumlanabileceği için ‘bug’ kelimesini anlamsızca çevirerek böcek demeye karar verdim. Bu böcekler zararlı ya da faydalı mı söylemek güç. Programın açığı demek de zor. Belki yine programın sınırlı ‘özgürlük’ servisinin bir parçası. Bu böcekler kendi sistemlerinden çok sistemler arası takılıyorlar. Yukarı da bahsettiğim gibi açık sistemler için en büyük tehdit.

İki çeşit böcek var. Ak ve kara. Ak böcekler, ‘olunabilecek en güzel, en düzgün yerdeyim’ şeklinde bir cennetin idealliğini savunuyorlar. Kara böceklerin bunu yok edeceğinden korkuyorlar. Bu yüzden de onlara karşı savaşıyorlar. Kara böcekler ise kendi cehenemminde çırpınanların cehennemini cennete çevirebileceklerini düşünüyorlar.  Ama bunun önündeki en büyük engel ise kendi tabirleriyle ‘yalancı cennet’ler . Yani ak böcekler ve onların savunduğu gerçeklik. Temelde bakıldığında ikisinin de istediği cennet ama cennet tanımları tamamıyla farklı. Başta söylediğim gibi herkes kendi gerçekliğiyle yaşıyor.

Her program ve simulasyon gibi bunun da bir hedefi olmalı. Bu simulasyonda psikolojik test gibi duruyor. Dünyanın gerçekleri, ortak doğruları bu simulasyonda eğilip bükülüp tamamen farklı bir hal alıyor ve tüm ekosistemi etkiliyor.Hatta kimi zaman tarih bile değiştirilip farklı şekillerde sunulabiliyor. Burada kimi korkularıyla yüzleşiyor, kimi yalnızlığı tadıyor, kimi ezmeyi kimi ezilmeyi görüyor. Egoların ne noktaya varacağı, tahammülün sınırları, mantık dışılığa karşı davranış gibi birçok şey ölçülüyor. Bir kısmına direnç testi yapılırken bir kısmına da itaat testi yapılıyor. Aynı şekilde birbirine karışan yanlış ve doğrular karşısındaki tavır ve ayırt edebilme yeteneği de simulasyon parametrelerinden.

Genel bir değerlendirme yaparsak;  oyuncular, figuranlar, olaylar, efektler, makyaj falan on numara. Özellikle herkesin kendini olayların merkezinde hissetmesi ve dünyadan bu kadar koparılmış olmaları vs. programa ayrı bir hava katıyor. Asıl gerçeklik hangisi şaşırabiliyorsunuz. Şimdiden en iyi simulasyonlar arasında yerini alabilir.

23d7255a2384ddf1cedd92db44d853c3

photo by Leah Saulnier

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s