Elmanın Çürük Yarısı

Bölüm-I

Doğa ve Kadın

Kadını bir kelime ile tanımlayın desem cevabınız ne olur? Benim cevabım ‘canlılık’. Hem yaşamsal fonksiyonlar gibi bir canlılık hem de renklerdeki gibi…

Kadın estetiktir, zariftir, güzelliktir, renktir, hayattır. Bu nedenle toprak ana deriz, baba değil. Doğayı besler, canlı tutar. Kadının olduğu yerde çirkinlikler olmaz, kavgalar olmaz, kabalık olmaz aksine zerafet olur. Kadına şiirler yazılır, sayfalar doldurulur, resimler çizilir, şarkılar yazılır.. Kadına yazılanlar erkeğe yazılmaz belki sevgiliye yazılır. Çünkü kadın tek başına da bir sanattır.

Kadın bakış açısı olmadan bir dünya düşünün. Muhtemelen siyah beyaz ya da gri olurdu. Renkler olmazdı, güzel duygular olmazdı. Kısacası kadın dünyayı yaşanabilir yapandır, yumuşatandır, güzel yapandır. Hayatın her alanında olmalıdır, özgürce, tüm saflığıyla bulunmalıdır. Doğal olarak dünyaya yön verendir.

En baştaki soruyu tekrar edip sokakta sorsak herkes bir yerlerden tutmaya çalışacak, olumsuzları saymazsak, yukarıdaki tanımın bir yerlerinden tutacak ama sahiplik ve güç duygusundan vazgeçmeden. Mesela diyecek ki kadın zariftir, güzeldir. Ama peşinden kırılgandır, korumasızdır. Kadın yapıcıdır. Besler, büyütür, yuva kurar. Ama ardından gelecek şey yine yanında bir güce ihtiyacı vardır.

Belki de tüm sorunlar buradan başlıyor. Doğaya aykırı hareket etmekten… En başta kaburga teorisiyle başlıyor sahiplik duygusu. ‘benim bir parçamsın’ yani kontrol bende! Ama doğa ana böyle demiyor, Ya da çiftleşmek ve karnını doyurmaktan başka bir işlevi olmayan hayvanlar alemindeki erkekle, tek başına yuvasını devam ettiren dişi de böyle demiyor.

İnsanlar alemine geri dönersek de bir tarafta kompleks bir tür. Hem doğanın verdiği özelliklere sahipken hem de insan olmaktan gelen özelliklere sahip. Tüm bunların karşısında ise istediği tek şey biraz ilgi. Diğer tarafta ise basit bir form. Temel ihtiyaçlar dışında istediği tek şey kadın. Yöntem önemli değil.

Doğanın birbirine muhtaç ettiği iki tür.Tğm bu dürtülerin nedeni belki aynı kaburganın ürünü olduğu için geldiği yere geri gitme isteği ve biyolojik uyum, belki de biyolojik uyumun bir sonucu. Orası bilinmez ama bir taraf avcılıktan sonra çok değişmiş. İnsani vasıfları devreye sokmuş, istediği ilgiyi oyunlarla, farklı yöntemlerle beklemekte. Diğer taraf ise istediği ‘kadın’ için her şeyi yapar. Nasıl elde ettiği önemli değil. Avcılıktan bu yana herhangi br gelişme yok yine dürtüler, hormonlar, temel ihtiyaçlar devrede. İnsani özellikler hiç kazanılmamış ya da kısmen kazanılmış.

Bölüm II

Bir Diğer Tecavüz Vakası ve İkiyüzlüler

Hemcinslerimden iğrendiğim bir hafta daha. İlk de değil son da. Sadece Türkiye de değil söz konusu olan, ama bu kadar aşağılama başka yerde var mıdır soru işareti. Tecavüzü meşrulaştırmak nasıl bir kafadır çok merak ediyorum. Türk halkı için ‘mentally and ideologically fucked up’ ifadesini kullanıyorum ama bu kadar iğrençliği gerçekten midem de aklım da almıyor.

Toplumsal baskı, yöntemler, yaşam tarzları, gelenekler, inançlar ya da her neyse, insanlıktan bu kadar nasıl uzaklaştırabiliyor anlayamıyorum. Bunda, yüzyıllardır gelen erkek hegomanyasının, atasözlerinin, tarihsel gelişmelerin, yasaların hepsinin etkisi vardır ama nasıl bu kadar basit olunabiliyor? Halbuki gereken tek şey insan olabilmek.

Olamıyor işte. ‘orada ne işi varmış o saatte, o giysiyle’, ‘sarhoşmuş zaten’ kafası eğitimle aşılabilir ama aşılamayan bir şey var o da iki yüzlülük. Belki de eğitim sadece baskılamayı öğretiyordur.

Kim bu iki yüzlüler?

Kadın diyince mal gibi bahseden, koruma sahiplenme gereği duyanlar.

Taciz-tecavüz olaylarına doğal olarak tepki gösterir, klasik olarak annem, kardeşim, kızım empatisi yapar. Ama iki bacak, fit bir vücut görünce içine düşer. En iyi ihtimal bakışlarını baskılar ama fantazi kurmaktan geri kalmaz. ‘verir’, ‘vermez’, ‘çakılır’, ‘bunu var ya ‘ muhabbetlerinden de vazgeçmez.

Türkiye içinde kadın hakları der, şöyle asacaksın böyle keseceksin der ama sınırın dışında ya da dışından gelen kadınlara girilecek delik olarak bakar. Onlar sayesinde ya da yüzünden diyelim, dünyada beklenmedik bir ün yapmış ‘Türk Erkeği’. Kimi azgın diyor kimi sapık, ‘abaza’ kavramını da duydum, seks manyağı ruh hastaları diyenleri de.

Yurtdışında yaşadığım için çok duyuyorum Türkiye döndüğümde, gezdiğim yerlerle ilgili sohbet ettiğimde ya da öneri aldığımda. ‘abi müzeleri boşver şimdi kızlar nasıldı’, ‘o ülkenin kızları…’, ‘kaç kişiyle birlikte oldun’ diyenleri. Ya da orası nasıldı soruma ‘kızlar süperdi kesin git’ diyenleri. Seks turizmi meraklılarını ama bu meraklarını gizlemek için bahaneler uyduranları. Arkadaşımdan bahsederken ‘o sana verir gibi saçma sözler sarfedenleri. Aynı şekilde kendini son derece alçaltan kızları da.

Feminist hareketlere, kadın-erkek eşitliği gibi kavramlara inanan bir insan değilim. Ama kadının toplumdaki rolü artmalı diye düşünüyorum. Baskıdan, eşitsizlikten, güçten bahsetmek, sen şöylesin ben böyleyim savaşı vermek yerine bilinç artışı sağlanmalı.

Bu iki yüzlüler eğitimsiz insanlar da değiller. O yüzden basitlikleri şaşırtıyor. Hayvanlar bile temel dürtülerini zaman zaman kontrol altına alırken, bu insanların hormonlar ve en temel iç güdüler doğrultusunda hareket etmeleri kolay anlaşılabilir bir şey değil. Sanırım insanlığı kaybetmek kolay ama kazanmak zor. Diğer canlılardan ayrıldığımız noktanın düşünce gücü olduğu unutuluyor.

Elbette kız muhabbetleri, erkek muhabbetleri olacak, ileriye de gidecek, hayatımız da seks de olacak, temel dürtüler de, anlık zevkler de… Ama insan olduğumuz unutulmadan.

 

 

erkek

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s