Teknoloji Evrimi

Hepimiz bir cihaza bağlanıp tamamen sanal bir ortamda yaşayacağız desem heralde hadi canım oradan der herkes ya da ancak matrix gibi bilim kurgu filmlerinde olur dersiniz. Ama cihazlara ne kadar bağlandığımızın ve ne kadar sanallaştığımızın farkında mıyız? Elbette hayır. Şu an gelişmekte olan teknolojileri ve yakın gelecekte hayatımıza girecek teknolojileri düşününce akıllı telefonlar oldukça ilkel ama cihaza bağımlılığımız oldukça korkutucu.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken çok güçlü karakterlere sahip olmadığımızı da kanıtlıyor adeta, esir ediyor, düşünmeyi bile telefonlara bırakmış gibiyiz. Belki de teknolojiden faydalanmayı gerçekten bilmiyoruz. Belki de beton görgüsüzleri, köylü diye eleştirdiğimiz insanlar gibi biz de teknoloji görgüsüzleri olarak eleştirileceğiz. Sokakta yol sormak, gişeye bilet fiyatı sormak bile zor geliyor, gittiğimiz konseri bile ekrandan izleyip, en önemli anlarda bile önceliği telefona veriyoruz. Kitap okumadığı için övünen insanlar var, nasıl olsa bilmem ne uygulamasında özeti varmış ya da en kötü google varmış konu hakkında fikir belirtebilirmiş, insanların gecesini gündüzüne katarak araştırdığı konular üzerinde. Hepimiz narsist manyaklar olmuş her anımızı paylaşıp ‘like’ bekliyoruz. Çünkü hayatımız buna bağlı. O ‘like’ gelmezse psikolojimiz bozuluyor. Tamam egolarımızı tatmin ediyoruz ama o da bir yere kadar. Hayatın bir kısmını uykuya harcıyoruz diğer kısmı ise sanal .. Ama sorsak hiçbir şey yapmaya vakit yok..

Akıllı telefonlar tüketici kültürünün bir parçası. Artık aksesuar değil statü sembolü diyor araştırmacı Dr.James Roberts. İlişkileri de zedeliyor diyor. Doğru değil mi? Arkadaşlarımızla, yakınlarımızla otururken bile telefona bakmadan duramıyoruz. Daha çok biz telefonun bir aksesuarı gibiyiz. Halbuki sadece hayatı kolaylaştırması yeterliydi. Tüm bunları düşününce Avustralyalı Damio’nun, biber değirmeni ile evdeki wifi bağlantısını 30 dakika kesen ve böylece yemek zamanı herkesi offline yapan cihazı geliştirmesi de anlamlı geliyor. Belki de teknoloji bir yandan hızla kolaylıklar sağlarken, diğer yandan da aksi yönde de gelişmek zorunda kalıyor ya da insanları ilkel özlemlere itiyor. Çünkü hem kullanım anlamında cahiliz hem de ciddi karakter sorunlarımız var.

Alarm, saat, mail, mesaj, fotoğraf, müzik, resim, oyun ve bunlara ek olarak sosyal medya ve diğer uygulamalar da eklenince telefonu günde ortalama 150 kere kontrol ediyormuşuz. Yani her 5-10 dakikada bir. Vücut anatomimiz bile değişti.

Maksimum 10 dakika.. Sonrasında ise yalnızlık hissi hakim oluyormuş Bu da aşağıda yazacağım depresyon kısmını açıklıyor sanırım.

Her şey çok hızlı değişiyor. Her şey anlık. Resimler, mesajlar, aramalar, beğeniler, hayaller.. Eee beyin de ‘timeline’ daki akışa uyum sağlamaya çalışıyor. Bu da beklemeye, yalnızlığa tahammülsüzlüğü artıyor. Sürekli tetikteyiz. Bazı durumlar için bu tetiktelik durumu faydalı görünebilir ama sakin ve yerinde kararlar vermemiz gereken bir çağda yaşıyoruz. Ani refleksler bu durumda çok tehlikeli gözüküyor. Her şeye ulaştığımız hızda verilen tepkiler hem önemli kararlar alırken hata yapmamıza neden oluyor hem de diğer insanlarla ilişkilerimizi zedeliyor. Kısacası mutsuzluk ve tahammülsüzlük artıyor.

Kendimizi ifade etmekten çok uzağız. Çünkü acelemiz var. Sizce neden halen mektup yazmayı tercih eden insanlar var e-mail, sms, whatsapp, facebook varken? Çünkü gerçek duygular orada. Asıl bizi yansıtan o uzun metinler… Sokakta ayak üstü karşılaşılmış gibi gönderilen anlık mesajlar değil.

Gelelim sağlık kısmına. Her şeyi parayla çözmeye alışığız ama teknoloji evriminin bedelini ne yazık ki sağlıkla ödemek zorundayız. Sandığımız gibi mükemmel aşırı gelişmiş bir tür değiliz. Nasıl cep telefonları şarj oluyorsa, bizler de karanlık oldu mu şarj oluyoruz. Yani uyuyoruz. Işık ise uyuma ve uyanma vakitlerinin habercisi. Beyni uyarıyor ve hormonlar harekete geçiyor. Böylece uykumuz geliyor ya da tersine uykudan uyanıyoruz. Bu nedenle uyku zamanı odanın tamamen karanlık olması tavsiye edilir.

Cep telefonunun konuyla alakası ise özellikle gece kullanımda sağlık için oluşturduğu tehdit. Cep telefonunda parlak mavi ışık saçılır. Tekniğe girmezsek güneş ışığı gibi diyebiliriz. Böylece güneş vururken bile ekranı görebiliriz ama gece bu ışık beyin için bir ilüzyon. Beyin uyku saati geldiğini düşünürken çok akıllı telefonların ekranında gelen ışık nedeniyle şaşırıyor, uyku saati geldiğini algılayamıyor ve gerekli hormonların salgılanmasını emretmiyor. Bu da uyku düzenini bozuyor, uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Uzun vadede ise daha ciddi mental ve fiziksel rahatsızlıklara yol açabiliyor. Halen araştırılmaya devam etse bile direk ve dolaylı olarak etki ettiği söylenilen bu rahatsızlıklar şu şekilde;

Hafızayı zayıflatıyor ve öğrenmeyi güçleştiriyor

Uykuya dalınsa bile uyku kalitesini etkiliyor

Vücut saatini işlevsizleştiriyor ve bu depresyonu tetikliyor(aynı kuzey ülkelerindeki gibi)

Gece ışık alımı meme ve prostat kanseri riskini artırıyor

Diğer hormonları da etkileyerek yeme düzenini bozabiliyor bu da obezite riskini artırıyor

Sadece mavi değil o mesafeden karanlıkta alınan ışık katarakt riskini artırıyor

Retinada hasar yaratıyor ve görme problemlerine yol açıyor.

Tüm bunlara basitçe evrim diyebiliriz belki ama bu evrimin, söylediğim gibi, bir bedeli var. Kaçmak da imkansız gibi olsa da, kullanımı sınırlandırmak, daha bilinçli olmak, daha kaliteli vakit geçirmek faydalı olabilir.

B.

Smartphones

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s